ÇOCUKLAR, GENÇLER NEREYE ? . ! .

ÇOCUKLAR, GENÇLER NEREYE ? . !

Yazının başında kullanılan başlık aslında çocuklara değil beklide daha çok yetişkinlere ve etkinlere sorulması gereken bir soru… Hem de tatilin başladığı bu zamanlarda daha da önem kazanan bir soru olsa gerek…
Bir çok vesile ile çocukların ; doğduğunda masum olduğunu,bembeyaz bir levhaya benzediğini ve onlara renk – şekil verenin toplum ve çevresi olduğunu bağıra bağıra söylemeyi konu ile ilgili bilgelik telakki eder konuşuruz.. Oysa bu gün çocuklarımızın çok küçük yaşlarda toplumuna yabancılaştığını, gençliğin ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu ve şiddetin kontrollü ortamlar olan okullara bile sıçradığını görmek zorunda kaldık ve telaşla önlemler alma çabasındayız.
Yolunda gitmeyen ne var ki, dünyaya getirdiğimiz evlatlarımızla doku uyuşmazlığı yaşıyoruz ve ya onlarla barışık yaşamayı beceremiyoruz. Öyleyse konuyu doğru anlamak gerekiyor…. Problem ve dejenerasyon biz yetişkinlerde mi yoksa çocuklarımızda mı ?...
Sanatçının tablosu ile kavgaya gerek yok sanırım. Tablo tüm görüntüsü ve özellikleriyle sanatçının eseri değil mi ki , bunu göremiyor muyuz ki tüm davamızı onu yapanla değil de tablo ile görmeye kalkıyoruz.
Toplumumuzun kurumsal kimliği olan devletin ve devletimizin en temel yapı taşı ailelerimizin vazgeçilmez görevlerinin olması kaçınılmazdır. Kararların bu birimlerden çıkması da beklenendir. Ancak sürecin ve kararların doğru mecrada devam ettirilmesi hassasiyet gösterilecek yegane beklentimizdir.
Bir toplumu değiştirmenin en kolay yolunun dilini yani kültürünü değiştirmekten geçtiği bakış açısı filozoflardan aldığımız bilgi mirasımız değil midir ? İşte tam bu noktada en önemli sorumluluk sahibi görüntümüze düşüyor. MEDYA. Sadece dili değil,yaşantının her alanında hızlı ve etkili değişikliklere güç yettiren en önemli kaynak. Diziler ve film senaryoları ile son 30 yıldır toplumda; üzerinde gerçektende çok farklı ve belki de kavgalı olduğumuz bu ortam , bizzat medyanın etkili müdahalesi ile ve en önemlisi “hassasiyetiyle” oluştu. Okulların 12 yılda yapamadığını medya çoğu zamanlarda 1 hafta da sihirli becerisiyle başarılı bir şekilde yapabiliyor. Okullar; Göz bebeğimiz,can damarımız ve varlığımızın simgeleri…. Medya bazılarımızın ekmek kapısı, gözümüz,kulağımız hatta şimdilerde düşüncemiz,duygularımız….
Bu beğenmediğimiz yeni neslin yetişme tarzına, tavır ve davranışlarına etkin müdahaleyi önce medya ile sonra tutarlı aile desteği ve hassasiyeti ile yapmak gerekiyor değil mi ?.. Tabi organize ve kararlılığı sağlamak devletimizin sorumluluğunda…
Eskiden, biz çocukken,gençken böyle miydik serzenişlerimize devam mı etsek yada o özlemini çektiğimiz hususların güç kaynaklarını önce kendimizde arayıp sonra çocuklarımıza niye kazandıramadık diye aklı başında düşünsek mi ?...
Güç kaynaklarımız; sevgi,saygı,sosyal kontrol,aidiyet,inançta samimiyet,başarıya susamışlık,…. hemen akla gelenler. Bir de bunların bu gün gelişen olumsuz yansımalarına göz atacak olursak; sevgisizlik, maddiyat temelli hayat felsefesi,sorumsuzluk ve nemelazımcılık , manevi boşluk, çok yönlü olumsuz cinsel algılamalar ,…
Kaybettiklerimiz ve yaşamakta olduklarımız lisan-i halimizi ortaya seriyor. MEDYA daha bilinçli ve sorumluluk temelinde kontrollü davranmalı, demokratik ihtiyaç ve bireysel sorumluluklara ortam tamamıyla teslim edilmeli mi ? Hele çocuk ve gençler için tüm sınırlar ortadan kalkmışken… Çocuğun Korunması, Farik-i Mümeyyiz, Ceza Kanunlarının,… geçerliliği varsa, yukarıda belirtilen hassasiyetlerle yaptırım ve kontrollerde olmalıdır.
Bununla birlikte uzun soluklu ve önemli zaman-giderlerin göze alınacağı aile eğitim çalışmalarına detaylı ve çok boyutlu, iyi koordine edilmiş olarak başlanmalıdır. Okullarımızda öğrenci davranışları ve başarı ile ilgili mevzuat düzenlemeleri yeniden bu anlayışla değerlendirilmeli; özellikle İlköğretimde yöneltme çalışmalarının Ortaöğretimde bağlayıcılığı sağlanmalıdır… Okul personelinin sorumluluk almasını motive edecek yerel yönetici davranışlarının geliştirilmesi ile ilgili çalışmalar planlanmalıdır.
Yarışmacı, sınav merkezli ve gelecek kaygılı bir hayattan daha fazlasını bekliyorsak gecikmeden değişecek şeylerimiz ve yapılacaklarımız var o zaman…
Aynamızı lekesiz , temiz ve düz tutmak zorundayız. Görüntümüz bozuluyor, kendimizi beğenmiyoruz, gerçek görüntüyü göremiyoruz ,…yoksa…
Umut, azim ve kararlılık son dilekler olarak ifade edilmeli diye düşünüyorum.

Uzman Psikolojik Danisman Abdulkerim ISIK
Rehberlik ve Arastirma Merkezi Müdürü


<<Geri Bu makale 50 kez okundu